Apollon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Apollon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2020 Salı

Antik Yunan Tapınakları

Evet, bu yazının konusu antik kentlerin en fotojenik yapıları olan tapınaklar. Tabi sadece antik Yunan tapınaklarını ele alacağım. Bunlara çok benzeyen ama aslında ciddi farklar da içeren Roma dönemi tapınaklarını artık başka yazıda konuşuruz. Bu yazı yeterince uzun ve sıkıcı olacak gibi zaten.

Çok acaip derin bir konu, nereden tutulur, nasıl gidilir bilmiyorum ama başlayalım bakalım. İlk önce kökenleri. (Bir yazıya nasıl başlayacağınızı bilmiyorsanız hemen kökenine, tarihçesine filan girin. Ordan bi şekilde akar gider...)

Antik Yunan Tapınaklarının Kökenleri
Tüm toplumlarda olduğu gibi doğal olarak Yunanlıların da ilk tapınakları hakkında kapsamlı bilgimiz yok, muhtemelen taştan değil kerpiç ve ahşaptandılar ve günümüze izleri kalmadı (ya da henüz bulamadık, ya da ben bilmiyorum, bilen haber etsin). Hatta bir çok uzmana göre en erken tapınma ritüelleri mağaralarda veya açık alanlarda yani herhangi bir binaya gereksinim duyulmadan yapılmaktaydı.  

Bu arada “Yunanlılar kim?", "En erken Yunanlılar kimler?" gibi derya deniz başka sorulara açılıyor bu kapı. Detaya girmeden şöyle diyeyim, bu konuda baya bir tartışma var. Genelde uzmanlar tarihte dile göre sınıflandırma yapıyorlar, yani Yunanca konuşan halkları Yunan olarak kabul ediyorlar. Ama tabi bu hala tartışılan bir konu. 

Yunanca konuştuğuna emin olduğumuz ilk topluluklar bugün “Mykenler” olarak adlandırdığımız Yunan anakarasının güney bölgelerinde yaşayan (muhtemelen buralara Bakır çağında (MÖ 1600ler) kuzeyden geldiler) ve Mykenai, Pylos, Trynis ... gibi bağımsız kent-devletlerinde yaşayan kavimlerdi. İşte bu arkadaşların tapınaklarına dair pek bir bilgi yok elimizde. Mezarlarını biliyoruz, saraylarını biliyoruz ama tapınak... cık. Tabi bu tapınakları yok anlamına gelmiyor. Dediğim gibi muhtemelen kerpiç ve ahşaptan oldukları anlamına geliyor. Yine muhtemelen bu tapınaklar MEGARON plan şemasına sahiplerdi. Çünkü sarayların kabul salonlarında ve bazı evlerde bu plan şemasının prestij göstergesi olarak kullanıldığı biliniyor. Megaronun kökeni ise tartışmalı. Yunan anakarasına ait olduğunu söyleyenler de var, Anadolu’dan oraya gittiğini söyleyenler de...     


Tipik bir Myken dönemi megaronu. 
A: Giriş Mekanı - Önü açık, üstü kapalı yarı açık alan giriş portikosu/sundurması olarak da adlandırılabilir.
B: Ara Mekan - Bu mekan opsiyonel. Genelde erken dönem Myken megaronlarında bulunuyor, daha sonraları pek görünmüyor.
C: Ana Mekan - Ortada ocak/sunak vs... olabiliyor. Ortadaki dört sütun opsiyonel. Mekan büyük olursa mecburen konuluyor. Bu megaron aynı zamanda taht odası olarak kullanıldığı için alt tarafa bir de taht yerleştirilmiş. (Dikdörtgen olan)
Dipnot olarak ülkemizde Mimarlar Odası'nın ambleminin de megarondan geldiğini hatırlatayım.
Bu arada Mykenler yazıyı kullanıyorlardı zaten bu sayede Yunanca konuştuklarını biliyoruz ve bugün Yunan mitolojisindeki bazı tanrı-tanrıça isimleri o metinlerde geçiyor. Taa o zamandan gelenler var yani. Ama hepsi değil. Artık Yunan mitolojisindeki bir çok figürün doğu kökenli olduğu neredeyse kesin olarak biliniyor. 

6 Mart 2020 Cuma

Apollon ve Daphne

Çok uzun zamandır ve sanırım üniversite son sınıfta biraz da tesadüfen aldığım bir seçmeli ders sayesinde mitolojinin -özellikle de Antik Yunan mitolojisinin- hastasıyım.

Bir çok alanda olduğu gibi mitoloji de bilgi sahibi oldukça daha çok keyif alınan ve daha çok okunan, içine dalınan bir alan. En başlarda güzel masallar olarak gelen mitlerin zamanla daha derin anlatılar olabileceklerine dair işaretleri keşfetmek, bu anlatıların içerisinde insanın geçmişinin ve bilinçaltının silik izlerinin olduğunu öğrenmek ve bu sembol dünyasının dinler-kültürler arasındaki aktarımını, sanattaki yansımalarını izlemek insanı zenginleştiriyor. Maddi olarak değilse de manen.

Başlamadan, biraz mitlerin ne olduğuna dair bir kaç şey söylemek yerinde olur. Bu konuda daha ileri okumalar için kaynakçadaki Veyne ve Graves kaynaklarına bakabilirsiniz.

Başlangıcından beri insanın en önemli arayışlarından birisi anlam arayışı olmuştur. Doğal olarak, insan bu arayışında ancak kendisinin hazır olduğu sonuçları elde edebilir. "Bu nedir" ya da "bu neden böyledir" gibi soruların yanıtları insanın o andaki donanımının çerçevesinde verilir ve dolayısıyla o çerçeveyi tarif eder. Yani neyi ararsa arasın, kendini bulur.

Eski Yunanlılar bir çok eski uygarlık gibi doğadaki somut ve somut olmayan hemen her şeyin anlamını ve geçmişini mitoloji dediğimiz bir inanç dünyasından türetmek zorundaydılar. Fen ve sosyal bilimler gibi bilgi alanlarının bugünkü anlamıyla var olmadığı dönemlerde, doğadaki varlıkları ve onların işleyiş ve ilişkilerini açıklamak için bilime başvurma gibi bir anlayış -en azından ilk filozofların Anadolu kıyılarında ortaya çıkmasına kadar- mevcut değildi. Bu nedenle dünyanın açıklanması işi gerçek dünyadan ilham alan hayal gücünün yardımı ile mitolojiye kalmıştı.

(Öneri: Önce tüm metni okuyun, daha sonra resimleri altlarındaki yorumlarla birlikte okumak için tekrar başa dönün)

GIOVANNI BATTISTA TIEPOLO, 1744 (web1)
Apollon Daphne'yi yakalamak üzereyken Daphne ağaca dönüşüyor. Apollon'un başındaki haleye dikkat! Bu aslında onun aynı zamanda Güneş Tanrısı olmasından kaynaklanıyor ve evet, bu hale ilerde Hristiyanlığa geçecek ve İsa ve azizlerin alameti farikası olacak. Bu arada İsa anlatısının da büyük oranda Roma'nın o dönemdeki Apollon/Sol kültünden türediğini savunanlar var. Bir dönem Apollon'un bir versiyonu olan Sol tek tanrı olarak kabul edilmeye doğru gidiyor ve süpriiiz... Hristiyanlık ve İsa başında halesiyle ortaya çıkıveriyor... Yerdeki yaşlı amcanın (muhtemelen bir tanrı tabi ki) kim olduğunu araştırmaya devam ediyorum. Testiden dökülen sular muhtemelen Daphne'nin Nymphalığına bir gönderme. İhtiyar da babası olabilir. Elindeki kürek kimliğine dair bir ipucu olmalı. 

Bugün artık mitolojik açıklamalara -çoğunlukla- gereksinim duymuyoruz. Doğal ve insani neredeyse her şeyi açıklamak için geliştirdiğimiz sosyal ve fen bilimleri var. Ancak yine de bu açıklamaların değerli yanları var diye düşünürüm.

24 Ocak 2019 Perşembe

Sanatın Mitolojik Aktörleri

Mitolojik karakterler ve anlatılar, sanatta, özellikle resim ve heykelde belki de en çok kullanılan figürler ve temalardır. Bunun nedeni herhalde, bir çok kavramın, duygunun, mitolojik karakterler kullanılarak hem çok kolay hem de etkili biçimde anlatılabilmesi ve bir çok kavramın kişiselleştirilmiş karşılıklarının mitolojilerde bulunması olmalı. Zira varlıklar arasındaki ilişkiler, kavramlar arasındaki ilişkilere göre daha kolay anlaşılabilir.

Bu açıdan baktığımızda mitoloji aslında insanlara bir şeyler anlatmanın yoludur. Özellikle de zihinde canlandırılması zor, somut olmayan kavramların birbirleri ile ilişkisini anlatmanın önemli bir yolu. Bu yönüyle, geçmişte kalmış masallar ya da ölü bir inanış değil, hala birşeyleri anlamak, anlatmak için kullanabileceğimiz bir araçtır. Tabi artık Antik dönemdeki kadar tercih etmiyoruz.

24 Aralık 2017 Pazar

Marsyas'ın İbretlik Hikayesi ve Sanattaki Yansımaları


Marsyas'ın ibretlik hikayesi arasıra aklıma gelir. Özellikle de çeşitli müzelerde Marsyas'ın heykellerine rastladığımda. Anadolu'nun bir çok müzesinde Marsyas heykellerinin bulunmasının nedeni de mitin bu topraklarda geçmesi. Hem bu, hem de dallanıp budaklanırken etraftaki bir çok coğrafi gerçekliğe bağlanması da herhalde onu benim için özel yapan diğer özellikleri. Ancak ne yazık ki bu mit çoğu kaynakta yanlış ya da eksik aktarılıyor. Oturup şu miti çeşitli kaynaklardan bir derleyeyim dedim ve ortaya aşağıdaki metin çıktı. 

Anadolu'daki müzelerden bir kaç Marsyas heykeli:
1: Manisa, 2: Aydın, 3-4: Antalya Arkeoloji Müzesi
Nedense bu heykellerde Marsyas satirlerin karakteristiği olan belden aşağıları keçi olarak biçimlendirilmemiş. 1. ve 2. heykellerde ağaca bağlanmış Marsyas derisinin soyulmasını beklerken tasvir edilmiş. 3. ve 4. heykellerde ise doğrudan öykünün anlatıldığına dair bir ipucu yok. 3. heykelin yanındaki pan flüt şüphesiz mite bir gönderme yapıyor ama son heykel oldukça hareketli ve dramatik yüz ifadesine sahip olsa da mitle ilişki kurulabilecek bir ipucu barındırmıyor.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Laodikeia: "Parayı Lidyalılar bulmuş, Laodikeialılar harcamış..."

Uzun zamandır adını duyduğum, yanından defalarca geçtiğim Antik Laodikeia'ya sonunda yüksek lisans öğrencimin Laodikeia hakkında çalışmak istemesini bahane ederek gidebildim. Antik kent gezilerine önceden ne kadar iyi hazırlık yapılırsa geziden o kadar keyif ve bilgi alınabileceği için önce Laodikeia'yı kazan ekibin hazırladığı, kent hakkında oldukça kapsamlı bilgiler içeren internet sitesini inceledik. Güzel hazırlanmış site kenti gezmeye niyetlenenler için yeterli bilgiyi sunuyor:


Tek tek belirtmemekle birlikte yazı içindeki bir çok bilgiyi bu kaynaktan aktardım.

Ayrıca kazı ekibinin ve diğer yazarların yazdığı bir çok kitap da var Laoedikeia ve yapıları hakkında.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Klaros, Manto'nun Gözyaşları

İzmir'e çok yakın olan Klaros Kehanet Merkezi gizemli öyküsü ve güzel doğasıyla mutlaka gezilmesi gereken bir kutsal alan. Her zaman olduğu gibi geziden keyif alabilmek için öncesinde biraz hazırlanmak, bilgi toplamak gerekiyor. Benim gezdikten sonra yazdığım bu yazının, Klaros'a gitmeyi düşünenlerin önceden okuyup daha yararlı ve keyifli bir gezi yapmalarını sağlamasını dilerim.

Baştan uyarayım, bazı kaynaklarda kutsal alanın adı Klaros, bazılarında Claros, bazılarında Clarius, bazılarında Klarios olarak geçiyor. Bazıları kehanet, bazıları bilicilik; bazıları kahin, bazıları bilici sözcüğünü tercih ediyor. Ben şahsen "Klaros"u, "kehanet"i ve "kahin"i  tercih ettim ama diğerlerini de değiştirmeden olduğu gibi naklettim.