17 Eylül 2015 Perşembe

Priene'nin Yeri Başka


Antik kentlerin hepsini büyük bir merak, heyecan ve sevgiyle gezerim. Bugünün gerçeklerinden kopup yapı kalıntılarının arasında gezinmek en büyük keyfim. Ama Priene'nin yeri ayrı. Doğası, manzarası, hatırlattıkları... Her şeyiyle başkadır benim için. Çok geç keşfedip daha sonra yılda en az 2 kez gittiğim bir yer Priene.

En son geziden aklımda kalanları (baya da oldu gitmeyeli, yakınlarda bir uğramak gerek...), Priene'ye gitmeyi düşünenlerin işine yarayacak biçimde bilgilerle harmanlayarak buraya aktarmaya çalışayım.


Priene hakkında müthiş bir kitap var aslında. Frank Rumscheid'ın "Küçük Asya'nın Pompeisi, Priene Rehberi" adındaki kitabını herkese tavsiye ederim. Rumscheid 1991'den beri kazılara katılan bir isim. Ayrıca kitaba kazı başkanı olan Wolf Koenigs'in de katkıları olduğu düşünülünce eserin alan hakkındaki en güncel ve güvenilir kaynak olduğuna şüphe kalmıyor. "Küçük Asya", Antik Dönem'de Anadolu'nun diğer adı. Pompei ise İ.S 79 yılında Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla küller altında kalan ve bu nedenle oldukça korunmuş bir biçimde günümüze ulaşan bir Roma kenti. Yani Priene'nin, Anadolu'da en iyi korunmuş antik kentlerden biri olduğunu vurgulamak için seçilmiş kitabın ismi. Aynı zamanda kitaptan bu benzetmeyi ilk olarak 1895-1896 yıllarında kazı çalışmaları yapan Th. Wiegand'ın yaptığını da öğreniyoruz. 

Priene birazcık gözden uzak olmasına rağmen aslında ulaşımı oldukça kolay. İzmir'e arabayla yaklaşık 1,5 saat uzaklıktaki (ancak Ortaklar'da durup çöp şiş yenilirse -ki yenilmesi gerekir- bu süre biraz daha uzar) Söke'yi geçtikten sonra tabelaları takip edip önce Güllübahçe köyüne, ardından antik kentin kapısına ulaşmak yaklaşık 15 dakika sürüyor. Eğer arabasızsanız otobüsle Söke'ye varıp daha sonra minibüsle Güllübahçe'ye ulaşmak da mümkün.  


Antik kentin suruna bitişik olan gişeden bilet aldıktan sonra (Ekim 2014'te Müzekart'la giriş ücretsiz ve buradan çıkartabiliyorsunuz, aksi takdirde giriş ücreti 5 TL) kapıdan girmeden önce hemen sağ taraftaki, kentin genel planı ve önemli tarihlerinin yer aldığı levhayı incelemekte yarar var.  

Priene'nin genel tarihinden biraz bahsedecek olursak, yazılı kaynaklardan başlamak gerekir. Eski Yunan kaynakları kentten ilk defa M.Ö 7. yüzyılın ortalarındaki olaylarla bağlantılı olarak bahseder:

"Thebaililer ile karışmış olan İyonların" yani Yunanların kendilerinden önceki Kar yerleşimini ele geçirdikleri tarih gibi, Prienelilerin en eski yerleşimlerinin yeri de bilinmemektedir. Kent, komşu şehir Melie'nin yıkılmasından sonra bu kentin topraklarını da ele geçirmiş, böylece İyon Birliği'nin Paniyonion isimli birlik kutsal alanının korunmasını üstlenmiştir. Poseidon'a adanmış olan bu kutsal alan Mykale dağının kuzey eteklerindedir (Rumscheid). 

Priene tarih sahnesinde önemli bir devlet adamının kenti olarak da anılır. 6. yüzyılın başlarında yaşayan, zeki bir devlet adamı ve hakim olan Bias sayesinde kent, en azından İyon Birliği içerisinde bir kereye mahsus olmak üzere bir parça nüfuz kazanabilmiştir. Priene'nin Thebai kökenli ailelerinden birisinin üyesi olan Bias, daha sonraları "Yedi Bilgeler"den biri sayılmıştır(Rumscheid).

Priene Antik İyon Birliği'ne dahil 12 kentten birisi (Diğerleri: Ephesos, Miletos, Myus, Kolophon, Erithrai, Phokai, Samos, Chios, Teos, Lebedos, Klozomenai). Kentin ilk olarak civardaki bir yarımada üzerinde kurulu olduğu ancak bir çok kentin başına geldiği gibi Büyük Menderes (Maiandros) Nehri'nin getirdiği alüvyonlarla limanlarının dolması ve yarımada özelliğinin yitirilmesiyle Samson (Mykale) Dağı'nın yamacındaki şimdiki yerine taşındığı bilinmektedir. Bu ilk kentin izine henüz rastlanamamıştır. İkinci kentin yaklaşık olarak M.Ö 4. yüzyılın ortalarında kurulduğu bilinmektedir. M.Ö 4. yüzyılın ortalarına doğru (M.Ö 330'lar) Büyük İskender'in de Anadolu'da olması kuruluş aşamasında onun da bazı katkılarda bulunmasını sağlar. Bu katkılardan birinin adak yazısını aşağıda değineceğimiz Athena Tapınağı'nada görmek mümkündür.  


Priene'nin kuşbakışı görünüşü.
Kaynak: http://www.didimli.com/galeri/priene.htm
M.Ö 2. yüzyılda en parlak dönemini yaşayan kent ne var ki daha sonra ilkiyle aynı kaderi paylaşmış, Menderes'in körfezin bu kısmını da doldurmasıyla gücünü günden güne kaybetmeye başlamıştır. Ancak Bizans Dönemi'nde de kentin önemini bir miktar daha devam ettirdiğini buradaki piskoposluk kilisesinden anlamaktayız.   

Kentin ana planı birbirini dik kesen sokakların oluşturduğu ortogonal bir düzendedir. Bu plan düzenine günümüzde ızgara plan denilmekle birlikte Antik dünyadaki adı "Hippodamik" plandır. Bu isim bu planı keşfettiği düşünülen ve Miletoslu olduğu iddia edilen Hippodamos isimli belki de tarihin ilk kent plancısından gelir. Ancak hippodamik planın Hippodamos'tan önce de bilindiğine dair görüşler de vardır. Dolayısıyla Hippodamos'un bu planın keşfedicisi mi yoksa iyi bir uygulayıcısı mı olduğu biraz muğlaktır. 

Tüm Antik Yunan kentlerinin olduğu gibi Priene'nin de 4 ana bölgeden oluştuğunu söylemek mümkün:

AGORA : Kentin ticari, yönetsel, sosyal, kültürel merkezi,
AKROPOLİS (yukarı-kent) : Kentin tanrılara ve onların evleri olan tapınaklara, diğer kutsal yapılara adanmış bölgesi,
KONUT ALANLARI : Adı üstünde evlerin bulunduğu bölgeler,
NEKROPOLİS (ölüler-kenti) : Mezarların, mezar anıtlarının bulunduğu bölge.

Kentin Agorası bir çok yapının iyi halde korunmasıyla oldukça algılanabilir durumda. Ziyaretçi merkezinin yanındaki kapıdan girdikten sonra arkeologlarca düzenlenmiş bir yaya yolunun ardından kentin Agora'ya çıkan ana caddelerinden biri olan Athena Caddesi'nde buluyoruz kendimizi. Kent oldukça eğimli bir topoğrafyada kurulduğundan diğer bir çok cadde gibi Athena Caddesi'nin bu kısmı da oldukça dik.     

Agora'nın vardığımızda ilk olarak karşımıza her antik kentte bulunan Bouleuterion ve Prytaneion yapıları çıkıyor. Her iki yapı da oldukça iyi korunmuş durumda. 

Bouleuterion
Prytaneion
Prytaneion antik kentlerde bugünkü belediye binalarına yakın bir işlev üstleniyor ancak biraz daha manevi bir yönü var. Kentin yaşadığını temsil eden ve rahipler tarafından 24 saat canlı tutulması gereken ateş bu mekanda bulunuyor. Kent bir koloni kuracağı zaman bu ateşten tutuşturulan bir ateş koloni kentin prytaneion'a taşınarak orada yanık tutulmaya devam ediliyor. Yine kentin onur konukları ve önemli kişiler prytaneion'da ağırlanıyor. 

Bouleuterion'un işlevi biraz daha tanımlı. İsmi "boule"den yani meclisten gelen yapı demokratik sayılabilecek Antik Yunan kentlerinin yönetiminden sorumlu kişilerin toplantısı için kullanılıyor. Dikdörtgen yapının 3 kenarında devam eden, yaklaşık 600 kişilik oturma sıraları günümüze neredeyse hasarsız olarak kalmış. Agora tarafındaki 4. kenardaki tek sıralık oturma yerlerinde ise toplantıları yönetenlerin oturdukları düşünülüyor. Ayrıca ortadaki silindirik sunak taşı da toplantılar başlamadan önce tanrılara sunuda bulunmak için kullanılıyor. 

Bu arada yapının aslında bir çatısının da olduğunu söylemek gerekiyor. Ahşap konstrüksiyona sahip ve olasılıkla kiremit kaplı üst örtüden günümüze kalan tek iz taş payelerin alt kısımları. Rumscheid'ın kitabında Bouleterion'un güzel bir restitüsyonu mevcut. 

MISIR TANRILARI ALANI
Prytaneion'un arkasındaki yoldan tiyatroya doğru giderken sol tarafınızda Gymnasion, sağ tarafınızda, biraz ileride de Mısır tanrıları için ayrılmış kutsal alan bulunuyor. Priene'de Mısırlılar'ın yaşaması ya da burayı ziyaret etmeleri bile küçük bir olasılıkken bu tanrıların burada ne işi olduğunu merak etmemek mümkün değil. Büyük İskender'in Doğu seferi ve ardından gelen Helenistik dönemle birlikte İtalya'dan Hindistan'a kadar bir çok toplum birbiriyle tanıştı ve kaynaştı. Dinler, tanrılar, gelenekler değiş tokuş edildi ya da daha doğru bir deyişle karşılıklı sahiplenildi, melezlendi. Ahura Mazda'ya ya da Ra'ya ya da yerel tanrı/tanrıçalara tapınan doğu bölgelerinde Yunan tanrılarına adanmış tapınaklar ortaya çıkmaya başlarken batıda da doğu tanrılarına, özellikle Serapis'e adanan tapınaklara rastlanmaya başlandı. İşte Priene'deki Mısır tanrılarının hikayesi bu. 

GYMNASION
Tekrar tiyatroya doğru yöneldiğimizde sol taraftaki Gymnasion'un yanından geçiyoruz. Gymnasionlar bugünkü eğitim kurumlarına yakın bir işlev üstlenen yapılar. Ancak bugünkünden farklı olarak programı daha çok bedensel eğitimden oluşan, avlusunda güreş, koşu, jimnastik gibi sporların yapıldığı bir yapı. Tabi sadece erkekler için olduğunu da eklemek lazım. Her ne kadar Antik Yunan'ın çağdaşı bir çok topluma göre demokratik olduğunu söylemek mümkünse de bugünkü demokrasi anlayışını, kadın-erkek eşitliği fikrini o tarihlerde aramak anakronik olur. Bu arada "gymnasium" sözcüğünün günümüzdeki "jimnastik" sözcüğünün atası olduğunu da söyleyelim. Yine Allmanca "lise" anlamına gelen "gimnasium" kelimesi de buradan gelmekte.   

Yapıdan çevre duvarları haricinde çok fazla bir iz yok gibi bugün. Ben gezerken de restorasyon nedeniyle içine girmek engellenmişti. Zaten tiyatro sokağına bakan duvarı da oldukça deforme olmuş durumda idi. 

TİYATRO
Kulis Yapısında Tonoz Başlangıcı
Kulisten Caddeye Açılan Kapı
Priene tiyatrosu Helenistik Dönem tiyatroları arasında günümüze en iyi durumda kalanlardan biri. seyirci girişlerini, cavea'yı, sahneyi, hatta kulisleri bile özgün durumlarına yakın bir biçimde algılamak, biraz hayal gücü kullanarak tamamlamak mümkün. Helenistik tiyatrolar tekniğin gelişmesi ile birlikte eğime oturan cavealarla sınırlı kalmayıp tonozlu alt yapılara sahip büyütülmüş oturma alanlarına sahip oluyor ancak Priene'de buna gerek görülmemiş. Cavea yine tamamen eğime oturuyor. Ancak erken dönem tiyatrolarından farklı olarak küçülen ve yarım daire biçimini alan orkestra alanı ile erken dönemlerin basit/geçici sahne yapılarının yerine daha büyük ve kulis mekanlarını da içeren bir sahne yapısının bulunduğunu söylemek mümkün. 

Tiyatronun kulis yapısı oldukça iyi korunmuş. Buradaki taş birleşimlerindeki detaylar, taşların üzerindeki taşçı izleri, günümüze kadar kalan tonoz başlangıcı her gittiğimde keyifle izlediğim detaylardır. 

Tekrar orkestra çukuruna döndüğümüzde, oturma alanının (cavea) sol alt köşesinde bulunan ve içindeki kanal ve deliklerden ayırt edilen bir taş bizi dönemin atmosferine götüren ipuçları taşır. Bu taşın aslında bir su saati olduğu düşünülmektedir. Tam olarak nasıl çalıştığını çözemesem de anladığım kadarıyla bir hazneye konan belli miktardaki su bu kanal ve deliklerden akarak tükenene kadar bir süre belirlenerek belki tiyatro oyunları ya da konuşmalar bu süre içinde bitirilmesi isteniyordu. Zira bu dönemlerde bazı tiyatro oyunları için süre kısıtlaması olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca bazı davaların veya siyasi konuşmaların, tartışmaların da tiyatro yapılarında yapılabileceği göz önünde tutulunca çenesi düşük hatipler için bir önlem almanın zorunluluğu bugün de takdir edilir diye düşünüyorum. 


Zaman Tutmak için Kullanılan Su Saati (Sol Alt Köşede)
Yine sahne yapısının hemen önündeki silindirik kaidelere de bir göz atmak gerekir. Bu kaideler üstlerinde daha sonraki dönemlerde taşınan, büyük olasılık eritilip başka amaçlarla kullanılan metal heykellere aittiler. Belki tanrı veya tanrıçalara ya da önemli yöneticilere, kahramanlara adanan bu heykellerden günümüze kalan izler bu kaidelerin üzerlerindeki ayak izleri. Benzer ayak izlerine Metropolis'te de rastlamıştım... ( http://arkeogezi.blogspot.com.tr/2014/07/yanls-isimli-metropolis.html )

Sahneden karşıya, caveaya doğru bakınca şüphesiz gözümüze ilk olarak en ön sıradaki şeref koltukları ve tam ortadaki sunak platformu çarpıyor. Kimi zaman bir loca kimi zamansa burada olduğu gibi en ön sırada, birbirinden ayrı yerleştirilmiş özel koltuklar hemen hemen her tiyatroda rastlanan kentin ileri gelenlerinin etkinlikler sırasında oturdukları yerler.  

KİLİSE
Tiyatro'dan çıkınca kendimizi bir Bizans kilisesinin içinde buluyoruz. Apsisi ve din adamlarının üstüne çıkıp vaaz verdikleri ambonunun kalıntıları hala ayakta. Plan şemasını ve hakkındaki bilgileri alandaki tabeladan okumak mümkün.  

ATHENA TAPINAĞI
Priene Athena Tapınağı hem yeri, çevresi hem de kendi özellikleri açısından tarihi önemi bir yana inanılmaz derecede etkileyici bir alandır. Priene'yi gezerken özellikle buradan ayrılmakta oldukça güçlük çekerim. Prieneliler köklerini bir şekilde Yunan anakarasındaki Atina kentine bağladıklarından olsa gerek kentlerinin koruyucu tanrıçası olarak Athena'yı seçmişler. Dolayısıyla kentin en görkemli tapınağı da akıl, bilgelik ve biraz da savaş tanrıçasına adamışlar.


Athena Polias Tapınağı
Athena Tapınağı'nın inşa süreci M.Ö 4. yüzyılla M.Ö 2. yüzyıllar arasında devam etmiş. Tapınağın mimarı Dünyanın 7 Harikası'ndan biri olan Halikarnassos Mousaleumu'nun mimarı da olan Pythius. Ayrıca bu tapınak özellikle bu kentte yetişen Helenistik Dönem'in ünlü Anadolulu mimarlarından Hermogenes'in en önemli ilham kaynağı olduğu için bölgede inşa edilen diğer tapınakları da etkilemiş. Ayrıca tapınağın Anadou-İyon mimari stilinin en klasik örneklerinden biri olduğunu da belirtelim.

Tapınağın yapımına Büyük İskender'in ciddi maddi katkıları olduğu ve bu nedenle bazen onun kente armağanı olarak değerlendirildiği biliniyor. Bu katkıların somut işareti ise tapınaktan çıkarılan ve şu an British Museum'da bulunan bir yazıt: "Kral İskender, bu tapınağı Athena Polias'a adamıştır".

Antik Yunan inanışında dini ritüeller günümüzdeki ibadet yapılarından farklı olarak, yapının içine girmeden çevredeki sunaklarda gerçekleştiği için asıl tapınağın hemen önüne anıtsal boyutlarda ve nitelikte bir de sunak inşa etmişler. Tapınağın içine sadece din görevlileri ve nadiren de bazı seçkinler girebilmekte, halk Tanrıça'ya sunularını bu anıtsal sunakta gerçekleştirmekteydi. 

KONUT BÖLGESİ
Priene'nin Hippodamik, yani ızgara planlı olarak düzenlenmiş konut bölgesi arazinin zorlayıcı topoğrafyasına rağmen oldukça muntazamdır. Yukarıda da değindiğim gibi kent sıfırdan yeniden kurulduğu için böyle sıkı geometrik kurallara göre gelişmesi mümkün olmuş. Ancak konut bölgesindeki yapılar depremlere ve zamanın etkilerine çok fazla dayanamamış. Bu nedenle yapıların subasman seviyelerine kadar olan plan şemalarının dışında bir şeyler keşfetmek için biraz zaman ayırark detaylı gözlem yapmak gerekiyor.
Priene'nin Akropol'ü yaslandığı Mykale dağının sarp tepelerinin birinin üzerinde. Doğrusu 370 metre yüksekliğindeki bu tepeye çıkmak pek kolay değil. Ancak bir gün gözümü karartıp tırmandığımda buraya neler barındırdığını eklerim. 

Nekropolis yani ölülerin kenti, bir çok antik kentte olduğu gibi surların dışında. Son olarak priene hakkında internetten daha detaylı elde edebileceğiniz en güvenilir kaynağa işaret ederek yazıyı bitirelim:

http://www.priene.net/



*Priene'ye gitmeyeli çok olmuş, onun için yakınlarda gidip bu taslak yazıyı da güncellemeli...

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder